|
Türk Lirasının Tekrar Kuvvetlenmesi Olası mı ?
Mithat Aracı
Döviz kurlarının ani
yükselmesi, düşük kurlar nedeniyle uzun bir süredir pazarlarını
koruyamamaktan şikayet eden ihracatçıları pek memnun etmiş görünmüyor.
Ani kur artışı nedeniyle
ihratçılarımız fiyat vermekte zorlanmakta ve yalnış verilen fiyatın
sonradan zararla sonuçlanabileceği fikri onları rahatsız etmektedir.
Kur artışları, aniden gelmeyip, bir süreç içerisinde yavaş yavaş
gerçekleşseydi yabancı alıcıların “fiyat kırın” isteklerini belkide
duymayacaktık. Ayrıca hammadde fiyatlarında da ani artışlar
yaşamayabilirdik. Bu belirsiz ortamda Türk Lirasının tekrar
kuvvetlenme olasılığının olup olmaması sorusu sık sık sorulur oldu. Bu
yazımda bu olasılığı sorgulayıp kurlar hakında öngörülerimi sizlerle
paylaşacağım.
Global Ekonomide Ucuz Para
Dalgası
Son 2-3 haftadır global pazarlardaki
çalkantıların kaynağına inmek için genel olarak son yıllarda dünyada
neler oldu bir göz atalım. The Economist dergisine göre dünya gayri safi
milli hasılası son 11 çeyrekte peşpeşe %4’ün üzerinde büyüyerek son 30
yılda görülen en güçlü artış sürecini yaşamaktadır. Petrol fiyatlarının
tarihteki en yüksek seviyelere çıktığı bu günlerde, güçlü global büyüme
ile birlikte enflasyonun da tarihi olarak en düşük seviyelerde
kalabilmesinin iki nedeni var. Birincisi Çin, Hindistan ve diğer
yükselen ülkelerin dünya ekonomisine entegrasyonu sayesinde endüstri
devriminden beri gerçekleşen en büyük üretim arz fazlası meydana
gelmiştir. İkincisi ise yükselen ülkelerdeki düşük işçilik
maliyetleri sanayileşmiş ülkeler üzerinde ciddi rekabet baskısı
oluşturmuş, bunun sonucunda hem sanayileşmiş ülkelerde işlerini
kaybetmek istemeyen işçiler daha düşük maaşla ve haklarla çalışmaya razı
olmuş hemde fiyatlar olması gereken seviyelerin altında tutulmuştur.
Yükselen ülkelerin artan talebi nedeniyle aşırı yükselen petrol ve
emtiya fiyatlarının sanayileşmiş ülkelerde yaratabileceği enflasyonist
etkiyi yukarıda saydığımız iki etken bugüne kadar nötralize etmeyi
başarmıştır.
Enflasyonun artmadığı bu ortamda
ise dünya merkez bankaları piyasalara ucuz para pompalamakta bir sakınca
görmemişlerdir. Örneğin 2003
yılında G7 ülkelerindeki ortalama kısa vadeli faizler kayıtlı tarihte
bilinen en düşük seviyelere düşmüştür. Örneğin 2003’de
yüzde 1.5'lerdeki Amerikan faizleri son iki yıldan kısa bir sürede yüzde
5'e çıktı.
Bu düşük faizler ise özelikle
Amerika’da borç paraya dayanan bir tüketim çılgınlığı yaratmıştır.
Ayrıca düşük faizler dünya çapında yatırımcıların daha yüksek riskler
alarak örneğin, Türkiye’de olduğu gibi, sıcak para girişlerine neden
olmuş bu da finansal piyasalarda küçük balonlar yaratmıştır.
Ucuz Para Devri Bitti
Ucuz paranın yarattığı bu devir, The
Economist dergisine göre kapanmak üzere. Son 15 yıldır ilk kez üç büyük
merkez bankası (Amerika, Avrupa ve Japonya) beraberce faizlerini
arttırmaya ya başlamışlar yada başlamak üzereler. Piyasalar faiz
oranlarının beklentilerin üzerinde artması olasılığını son 2-3 haftada
ilk kez düşünmeye başlamışlardır. Bunun da piyasalarda yansımasını
açıkça, global finansal piyasalarda son haftalarda meydana gelen
çalkantılar şeklinde görmekteyiz. Çalkantıda olan bu piyasalar bize er
geç ya büyümenin yada enflasyonun artışa geçeceğinin ilk işaretlerini
veriyor. Ayrıca Çin’in artan maliyetleri ve dolar karşısında yükselen
yuan kuru nedeniyle eskisi gibi fiyat kıramayacağını sanıyorum. Bu da
muhtemelen önümüzdeki dönemde global enflasyonun artmasının
nedenlerinden biri olacaktır.
Amerikan ekonomisi durgunluğa
girermi?
Enflasyon kaygıları yaşayan merkez
bankalarının önünde faiz oranlarını arttırmaktan başka seçenek
kalmamıştır. Likidite bolluğu yaşanan son yılarda, Amerikan tüketicisi,
evlerinin değerlerindeki artışlar sayesinde daha fazla kredi alıp
harcama yapmışlardı. Ancak artmaya devam eden faiz oranlarının ev
fiyatlarını düşürmesi nedeniyle Amerikan halkı tüketim harcamalarını
muhtemelen hızla kesecektir. Ekonomisinin yaklaşık %70’i tüketici
harcamalarından oluşan Amerikan ekonomisi için bu durumda durgunluk
kaçınılmaz sonuçtur. Ev fiyatlarındaki düşüşün ne hızda
gerçekleşebileceği, yeni Merkez bankası başkanı Ben Bernanke’nin
faizleri hangi orana kadar ve ne hızda arttıracağına bağlıdır. Bu ise
piyasalarda ciddi bir belirsizlik yaratmaktadır.
Avro/USD kuru nereye gidebilir?
Şu anda yaşadığımız global enflasyon
tehlikesinin kaynağı Amerikan tüketicisinin az para biriktirip borç
alarak fazla tüketim yapmasıdır. Uzakdoğu’lular ise tam tersine çok
biriktirip az harcamakta ve fazla birikimlerini Amerika’ya borç olarak
vermektedirler. Bu aşırı tüketim bizde olduğu gibi Amerika’nın da cari
açığını patlatmış, ticaret açığı verdiği özellikle başta Çin olmak üzere
uzakdoğu ülkelerinin dolar rezervlerinin rekor seviyelere artmasını
sağlamıştır. Bu ülkeler artan üretimleri nedeniyle hem petrole hemde
emtiyalara aşırı talepte bulunmaktalar. Artan emtia ve petrol fiyatları
da dünyada enflasyonu arttırmaktadır. Amerika’nın cari açığının
azalabilmesi için Amerikan dolarının şu anki seviyesinden özellikle Asya
para birimlerine karşı ciddi değer kaybetmesi gerektiği çeşitli
raporlarda söylenmektedir. Benim de katıldığım bu görüş ışığında artan
faiz oranlarının Amerikan ekonomisini durgunluğa itebileceği olasılığı
piyasa oyuncuları tarafından fiyatlanmaya başladığında Amerikan doları
Avro karşısında düşüşe geçecektir. 2006 yılı sonu için Avro/USD kuru
beklentimi daha önceki 1.30 seviyesinden 1.35’e çıkarıyorum. Daha
uzun vadede ise Amerikan ekonomisinde meydana gelebilecek durgunluğa
bağlı olarak 1.45 avro/dolar seviyesini görmemiz bir sürpriz
olmayabilir.
YTL kurları tepe noktasına
ulaştımı ?
Mayıs ayının ilk haftasında başlayan
Türk Lirasının Mayıs ayı içindeki avro ve dolar karşısındaki değer
kaybı en kötümser analistlerin bile hayal edemediği sırasıyla %19.6 ve
%16.8 oranlarına ulaşmış bulunuyor. Ocak yazımda Türk Lirasının
değer kaybının bu yıl olası politik gerginliklerin boyutuna bağlı olarak
gerçekleşeceğini beklediğimi yazmıştım. Ayrıca Avro’nun 2006 yılı
içinde dolar karşısında 1.30 seviyelerine çıkabileleceği ve bu nedenle
Türk Lirasının Avro karşısında daha hızlı değer kaybedip 1.70-1.80 YTL
seviyelerine ulaşabileceğini tahmin etmekteydim. Ancak Lirada son üç
haftadır görülen değer kaybı benim beklentilerimi oldukça aşmış
görünüyor.

Son 2-3 haftadır kurlarda gördüğümüz
çalkantı, yukarıda anlatmaya çalıştığım bizi bekleyen global ekonomik
görünüm çerçevesinden bakıldığında sanki yeni başlamış gibi görünüyor.
Global ilk dalga sonrası gördüğümüz YTL’nin dolara karşı 1.45 ve Avro’ya
karşı 1.85 seviyeleri bundan sonra sanki dip seviyeler olacak gibi.
Önümüzdeki haftalarda yurtdışından gelebiliecek yeni dalgaların TL’yi
2006 yılı içerisinde dolar karşısında en yüksek 1.65-1.70 ve Avro
karşısında Avro/USD paritesine bağlı olarak en çok 2.20-2.50
seviyelerine kadar çıkarabileceğini bekliyorum.

Bunları söyledikten sonra
ekonomideki beklentilerimi şu şekilde sıralayabilirim: liradaki ani
değer kaybının fiyatlara önümüzdeki bir kaç aylık süreçte yansıması
bizim merkez bankamızında faiz arttırmasına neden olabilir. Bankaların
tüketici kredilerinde yaptıkları artışlar (muhtemelen sürecektir) iç
tüketimde talep azalması ve sonucunda büyümede daralma sonucunu
doğuracaktır. Ayrıca kurlardan kaynaklanacak enflasyonist sürecin
engellenmesi için hükümetin harcamaları oldukça ciddi bir oranda kısması
gerekmekte. Kurlardaki artış ve iç talebin kısılması ithalatı azaltıp
ihracatımızı arttırarak bu da cari açığımızın daralmasına yardım
edeceksede bunun etkisini en erken 6-9 aydan sonra görebiliriz. Ancak
seçime yaklaştığımız bu süreçte hükümetin ekonomimizde yavaşlamayı
isteyebileceğinden emin değilim. Ayrıca önümüzdeki dönemde yaşayacağımız
olası politik belirsizlikler, AB ve IMF ile ilişkiler, yurt dışı
kaynaklı dalgaların kurları etkileme potansiyeline etki yapacaktır.
|